LUCIFER ETKİSİ: ŞEYTAN DA ASLINDA BİR MELEK İSE İNSAN NEDEN KÖTÜLÜK YAPMASIN?

Bugün size üniversite yıllarında psikoloji okurken haşır neşir olduğumuz ve bana şimdi bile “vay be, insanoğlu ne kadar güvenilmez” dedirten iki deneyden bahsedeceğim.

milgram-deneyiİlki, psikolog Stanley Milgram’ın bilim dünyasında çok meşhur deneyi (1961). Bu deneyde içerik kısaca şöyle: Öncelikle gönüllü denek seçiliyor. Bu denekten bir kontrol masasına oturması ve diğer odada oturan, telefon aracılığıyla konuşabildiği ve göremediği bir kişiye, bazı genel kültür soruları sorması isteniyor. Diğer odadaki kişi aslında Milgram’ın ekibinden birisi.

Denekten istenen ise, sorduğu sorulara her yanlış yanıtta, bir düğmeye basarak basarak, soruları cevaplayan kişiye elektrik vermesi. Üstelik her yanlış soruda elektirik voltajı artarak gidiyor. Başlangıçta deneğe 45 Voltluk bir elektrik verilerek, karşısındaki kişiye nasıl bir acı vereceğini kavraması da sağlanıyor. Tabi yanlış cevaplayan kişiye gerçekte elektrik şoku verilmiyor, ancak denek gerçekten verildiğini sanıyor. Ayrıca deneğin hemen yanında önlüklü ve “otoriter mizaçlı” deney ekibi üyesi duruyor. Denek elektrik vermeye tereddüt ettiğinde bunu yapmak zorunda olduğunu hatırlatıyor. Çok ilginçtir deneklerden bazıları, yan odadan çığlık sesleri gelirken 450 volta (ölümcül düzey olan) kadar çıkıyorlar.

stanford-experimentİkinci deneyimiz Zimbardo’nun Stanford Hapishane Deneyi (1971). Bu deney bazı filmlere de konu olduğu için daha fazla biliniyor sanırım. Stanford Üniversitesinde gerçekleştirildiği için “Stanford Hapishane Deneyi” olarak anılıyor.

Üniversitede görevli psikolog Philip Zimbardo ve ekibi, deneye gönüllü olan bir grup üniversite öğrencisi arasından psikolojik ve fiziksel olarak sağlıklı, sabıkası olmayan tamamen “normal” 24 kişi seçiyorlar. Bu grup rastgele iki gruba bölünüyor. Bir grup gardiyan, bir grup da mahkum rolü alıyor. Mahkumlara ve gardiyanlara rollerine uygun üniformalar dağıtılıyor. Ek olarak gardiyanlara göz temasını azaltmak için aynalı güneş gözlükleri ve güç sahibi olduklarını hissettirmek için coplar da dağıtılıyor. Daha sonra gardiyan ve mahkumlar üniversitenin alt katında, hapishane şeklinde düzenlenmiş bir bölüme yerleştiriliyor. Sonrası ise tam bir felaket. Gardiyan rolündeki denekler, mahkum rolündeki deneklere psikolojik ve fiziksel işkence yapmaya başlıyorlar ve deney 6. gününde durdurulmak zorunda kalınıyor.

amerikalı-askerBu deneyler bize, bir polisin elleri bağlı birinin gözlerine nasıl biber gazı sıkabildiğini, askerlerin cephede savunmasız insanlara nasıl işkence edebildiğini, öğretmenlerin çocukları hastanelik edene kadar nasıl dövebildiklerini açıklamakla beraber, siz bu yazıyı okuyanların (tabi ki ben de dahil) da uygun şartlar oluştuğunda, buna benzer şiddeti rahatlıkla uygulayabileceğinizi de yüzümüze vuruyor.

Ama uzun zaman içinde gelişmiş olan frontal lobumuz sayesinde olaylardan ders alabiliyor ve davranışlarımızı yeniden düzenleyebiliyoruz. Biraz psikoloji okuyup bu deneylerden haberdar olan denekler, söz konusu eylemleri yapmadan önce çok daha iyi düşünürlerdi sanırım.

Aşağıda Dr. Zimbardo’nun TED için yaptığı harika bir sunum var. Burada günümüzdeki bir olaydan yola çıkarak yukarıda bahsettiğim iki deneyi de özetliyor. Her şeyin hızlı tüketildiği sosyal paylaşım ortamları için 23 dk belki size uzun gelebilir ama bence tamamını izleyin (Türkçe altyazı mevcut).

Zimbardo’nun deyimiyle “Lucifer Effect” kavramı insanın içindeki melek ve şeytan için oldukça yeterli ve doyurucu bir açıklama getiriyor. Biz insanlar her türden davranış repertuvarına sahibiz ve çevremizdeki şartlara göre bunları ortaya çıkarıyoruz. Tabi ki çevre bu davranışlardan sorumluluğumuzu ortadan kaldırmıyor. Ancak asıl sorumlu olan yani bu şartları oluşturan sistem hep göz ardı edilir ve bireyler cezalandırılarak içimiz rahatlatılır.

Bu arada gelecekten not:  Zimbardo’nun bu konuyu detaylıca incelediği kitap “Şeytan Etkisi” adıyla Türkçeye çevrildi. Kitapçılarda bulabilirsiniz.

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir